”Avukat Suç İşlemiş Birini Neden Savunur” Sorusu Üzerine

Hukuk çoğu zaman katı kurallar bütünü gibi görünür. Oysa özünde insanı taşır. İnsan kimi zaman mağdur, kimi zaman sanık, kimi zaman da yalnızca adalet arayan bir bireydir. İşte bu yüzden savunma hakkı, modern hukuk sistemlerinin en vazgeçilmez direklerinden biridir.

Toplumda sıkça sorulan bir soru vardır:
“Bir avukat gerçekten suç işlemiş birini nasıl savunabilir?”
Bu sorunun cevabı hem hukukun kalbinde hem de insanın derinliklerinde gizlidir.

Avukatın Görevi Gerçekte Nedir?

Avukatın görevi, birini aklamak ya da işlediği fiili haklı göstermek değildir. Avukatın asli görevi, bireyin haklarını korumak, usulüne uygun bir şekilde soruşturma ve kovuşturma yürütülmesine katkıda bulunmak, baskı ve şiddet altında ifade alınmasının önüne geçmek, dışarıdan başkalarının kişi üzerindeki tehditlerini ve olası saldırıları görerek adli makamlarca önlem alınmasını sağlamak, şüphelinin/sanığın aleyhine olduğu gibi lehine olabilecek delillerin de mahkemece toplanmasını sağlayarak adil yargılanma hakkını hayata geçirmektir.
• Masumiyet karinesi: Hiç kimse, kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan suçlu sayılamaz. Avukat bu karinenin fiilen korunmasını sağlar.
• Hukukun üstünlüğü: Avukat, yalnızca bireyi değil; hukukun tarafsızlığını ve güvenilirliğini savunur.
• Adaletin terazisi: Savunma makamı olmadan yargılama tek taraflı kalır; adalet terazisi bozulur.

Suçluyu Savunmak, Suçu Savunmak mıdır?

Suçla itham edilen birini savunmak, dışarıdan göründüğünden çok daha ağır bir sorumluluktur. Avukat, toplumun önyargısıyla yüzleşir, vicdanıyla hesaplaşır ama yine de görevini yerine getirir. Çünkü savunma hakkı, insan olmanın ayrılmaz bir parçasıdır. Avukatlar mesleklerini icra ederken, bir çok vaka ile karşılaşır ve karşıt tarafların savunuculuğunu üstlendiğinde her iki tarafı da analiz etme ve gözlemleme imkanına kavuşur. İyi bir gözlem ve muhakeme yetisi olan avukat iyi bilir ki; suçlu görünen tamamen suçlu olmadığı gibi mağdur görünen de tamamen masum değildir. Bazen suç işleyen biri suç işlemeye sürüklenebilir, bazen mağdur görünen aslında hikayenin daha suçlusu olabilmektedir. Özetle muhakeme edilen vaka bir çok parametreden olaşabilmektedir ve göründüğünden daha da komplike bir hal alabilmektedir. İşte bu sebeplerle avukat, sadece hukuku, hukukun usulüne göre işleyişini savunarak hem mağdura hem de suçluya karşı nötr bir pozisyonda yer almaktadır.
• Empati ve mesafe dengesi: Avukat, müvekkilini insan olarak görür; ama onun fiillerini onaylamak zorunda değildir.
• İnsanı anlama çabası: Her suçun ardında bir hikâye vardır. Çocukluk yaraları, kırılmalar, çaresizlikler veya bir anlık öfke… Avukat bu yönleri görünür kıldığında, aslında insanın çok yönlü doğasını adaletin önüne taşır.
• Toplumsal baskı: “Suçluyu savunuyorsun” önyargısına rağmen, avukat aslında adaletin ayakta kalması için sessiz bir kahramanlık sergiler.

Ve işte tam burada şu hakikati hatırlatmak gerekir:
Suçluyu savunmak, suçu savunmak değildir.

Gerçek Her Zaman Göründüğü Gibi midir?

Çoğu zaman, somut maddi gerçek görünenden farklıdır. Suç isnat edilen kişi bazen hikâyenin en masum karakteri de olabilmektedir.

Yargılamada avukatın amacı, suçun meydana gelmesindeki etkenleri tek tek gözden geçirmek; arka planı da görmektir.

Önemli olan husus, işlenen suç ile yargılama sonucunda verilecek cezanın ölçülü olmasıdır. Terazinin eşit olması amaçlanmaktadır; ceza, suçun ağırlığıyla orantılı olmalıdır.

Hepimiz Masum Muyuz?

Günlük hayatta suç işleyen birini gördüğümüzde çoğu zaman zihnimizde hemen hükmümüzü veririz. O kişiyi “suçlu” olarak etiketler, kendimizi ise “masum” tarafta konumlandırırız.

Oysa hiçbir insan bütünüyle masum değildir.
• Bir kişi dışarıda hırsızlık yapar;
• Ama bir başkası birinin umutlarını, emeğini ya da geleceğe dair hayallerini çalar.

Bir kişi fiziksel şiddet uygular;
• Bir diğeri küçültücü sözlerle, baskıyla aynı yıkımı psikolojik düzeyde yaşatır.

Ne yazık ki bunların çoğu kanunlar önünde suç sayılmaz, cezai karşılığı yoktur. Ama bu, onların insani anlamda daha hafif olduğu anlamına gelmez.

Psikoloji biliminde “yansıtma” ya da “aynalama” olarak bilinen mekanizma bize şunu gösterir: En çok öfke duyduğumuz, en sert şekilde yargıladığımız şeyler aslında kendi içimizde bastırdığımız yönlerimizi tetikler. Bu yüzden en çok yargılayan, öfke ve nefret kusan kişilerin çoğu, aynı eylemi farklı bir versiyonuyla başka bir alanda birilerine karşı işliyordur.

Kendi içimizde masum olmadığımız yerleri görmek, bunlarla yüzleşmek, başkalarını yargılamadan önce bize daha adil ve daha olgun bir bakış açısı kazandırır.

Schindler Gibi Olabilir Miyiz?

Bir söz der ki: “Herkes kendini Schindler gibi zanneder. Oysa mesele, bir gün Nazi olduğunda gerçekten Schindler gibi davranıp davranamayacağıdır.”

Bu ifade, insanın vicdanının gerçek sınavını gösterir. İyilik, başkasını yargılarken söylenen sözlerde değil; zor durumda kalındığında gösterilen tavırda ortaya çıkar. Avukatın görevi de benzer biçimde, toplumun gözünde “en karanlık” anda bile adaletin ışığını savunmaktır.

Tarih Bize Ne Söyler?

Adalet düşüncesi, insanlık tarihi boyunca hep aynı hakikati dile getirmiştir: Savunma hakkı, insanlığın ortak mirasıdır.
Roma Hukuku: “Audi alteram partem” – Diğer tarafı da dinle.
Mustafa Kemal Atatürk: “Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunmaz.”
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (1948), Madde 10:
“Her insan, hak ve yükümlülükleri belirlenirken veya kendisine yöneltilen herhangi bir suçlamada bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından tam bir eşitlikle dinlenme hakkına sahiptir.”

Son Söz

Unutulmamalıdır ki:
“Adalet, yalnızca suçsuzların değil; suçla itham edilen herkesin hakkıdır.”

Bir gün belki de en çok ihtiyaç duyacağımız şey, bir avukatın bize inanması ve bizim adımıza konuşabilmesidir. ”İşte bu yüzden avukat, suçluyu değil; savunma hakkını, hukuku ve insan onurunu temsil eder.