Hukuki Bağlamda Egger’in Tanımı ile Boşanmada Af Olgusu

Hukuk kitaplarının soğuk ve teknik dili, çoğu zaman insana dair en sıcak duygulara temas etmez. Fakat İsviçreli hukuk profesörü August Egger, boşanma davalarında “af” kavramını öyle bir tanımlamıştır ki, sadece hukuk öğrencileri için değil, insan ruhunu anlamak isteyen herkes için bir ilham kaynağıdır.

Egger’e göre:

“Af, kişinin uğradığı incinmeyi iç dünyasında eritmesi, böylece fiilin etkisini kendi içinde sükunete kavuşturmasıdır.” 

Hukukî Boyutu: Affın Davayı Düşüren Gücü

Egger’in bu tanımı, İsviçre Medenî Kanunu’nun eski düzenlemeleri çerçevesinde, kusura dayalı boşanma davaları için kaleme alınmıştır.
• Bir eş, diğerini zina, ağır hakaret, şiddet gibi sebeplerle dava edebilirdi.
• Fakat aynı eş, kusurlu davranışı açıkça affederse, artık bu olaya dayanarak boşanma davası açamazdı.
• Hukuk diliyle bu, “dava hakkını düşüren sebep” olarak adlandırılır.

Türk Medeni Kanunu’nun temellerini oluşturan  İsviçre Medeni Kanunu’daki bu durum günümüzde de boşanma davalarında aynen uygulanmaktadır. Şayet bir eş diğer eşin kusurlu bir davranışını açıkça affetmiş ise buna dayanarak boşanma davası  açamaz yada affettiği olguları ile süremez. Hukuk ile psikolojinin dolanıklığını en iyi gördüğümüz durumlardan biri boşanmadaki af olgusudur. Burada amaçlanan taraflar arasında meydana gelen bir durumun af ile sonuçlandıktan sonra tekrar tekrar gündeme gelerek tarafları ve evlilik akdini yıpratmamasıdır. Yaptırımı ağır olsa da sadece hukuki bağlamda değil psikolojik bağlamda da bir konunun gerçekten çözüme kavuşturulması ve kişiyi artık etkisi altına almaması amaçlanır. Yani Egger’in tanımı burada sadece hukuki bir sonuçtan bahsetmez. Onun için af, bir irade beyanı olmanın ötesinde, insanın içinde gerçekleşen bir ruhsal dönüşüm örneğidir.

Psikolojik Boyutu: İçsel Erime, Fiilin Etkisini Kendi İçinde Sükunete Kavuşturma

Egger’in yaklaşımı bize şunu hatırlatır: Affetmek, karşı tarafı temize çıkarmak ya da yaşananı unutmak değildir.
• Asıl mesele, öfke ve kırgınlığı içimizde eritmek, kalbimizi huzura kavuşturmaktır.
• Affeden, aslında önce kendini özgür bırakır; öfkenin zincirini kırar.
• Bu nedenle affetmek, çoğu zaman “karşı tarafa hediye” değil, “kendine armağan”dır.

Duyguların çözümlenmesiyle gerçekleşen samimi bir affetme durumu, ilişkileri çok iyi bir seviyeye çıkaracağı gibi olayları ve kişileri de daha doğru değerlendirme ve analiz etme imkanı tanır. Affetme ile ilişkilerdeki kırılmalar onarılabileceği gibi durumu kabullenerek daha sağlıklı ayrılıklara zemin de hazırlanabilir. 

Dolayısıyla affetme olgusunun psikolojideki derin ve dönüştürücü etkisi hukuk alanında karşımıza şöyle çıkar: ”Neyi affettiğinin farkında mısın? ”

Yoksa Türk Medeni Kanunu m.161/3’ün yaptırımı ile karşılaşırsın:  ”Affeden tarafın dava hakkı yoktur.” 

Bir yorum bırakın..

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir